B2 WORD BANK

A

  • to abandon: terk etmek, bırakmak
  • absent: eksik, devamsız, yok
  • absolute: kesin, mutlak
  • to absorb: emmek, soğurmak
  • abstract: soyut
  • academic: akademik / akademisyen
  • accent: aksan, şive
  • acceptable: kabul edilebilir
  • accidentally: kazara, yanlışlıkla
  • to accommodate: barındırmak, yerleştirmek
  • to accompany: eşlik etmek
  • to accomplish: başarmak, tamamlamak
  • to account for: açıklamak, -den sorumlu olmak, oluşturmak
  • accountant: muhasebeci
  • accuracy: doğruluk, kesinlik
  • accurate: doğru, kesin, hatasız
  • accurately: doğru bir şekilde, tam olarak
  • to accuse: suçlamak
  • to acknowledge: kabul etmek, onaylamak
  • to acquire: edinmek, kazanmak
  • acre: dönüm (arzi ölçü birimi)
  • to activate: etkinleştirmek, harekete geçirmek
  • actual: gerçek, asıl
  • to adapt: uyum sağlamak, adapte etmek
  • addiction: bağımlılık
  • additional: ilave, ek
  • additionally: ayrıca, buna ek olarak
  • to address: hitap etmek, ele almak (sorunu)
  • adequate: yeterli, uygun
  • adequately: yeterli derecede
  • to adjust: ayarlamak, uyarlamak
  • administration: yönetim, idare
  • to adopt: evlat edinmek, benimsemek
  • advance / to advance: ilerleme / ilerlemek
  • affair: mesele, ilişki, olay
  • affordable: bütçeye uygun, satın alınabilir
  • afterwards: sonradan, daha sonra
  • agency: acente, ajans
  • agenda: gündem
  • aggressive: agresif, saldırgan
  • agriculture: tarım, ziraat
  • aid / to aid: yardım / yardım etmek
  • AIDS: AIDS hastalığı
  • aircraft: hava taşıtı, uçak
  • to alarm: korkutmak, alarm vermek
  • alien: uzaylı / yabancı
  • alongside: yanında, yanı sıra
  • to alter: değiştirmek
  • altogether: tamamen, hep birlikte
  • ambulance: ambulans
  • amusing: eğlenceli, komik
  • to analyse: analiz etmek, incelemek
  • analysis: analiz, çözümleme
  • analyst: analist, inceleyen kişi
  • ancestor: ata, soy
  • angel: melek
  • anger: öfke, kızgınlık
  • angle: açı, bakış açısı
  • animation: animasyon, canlandırma
  • anniversary: yıl dönümü
  • annual: yıllık
  • annually: her yıl, yıllık olarak
  • to anticipate: beklemek, ummak, tahmin etmek
  • anxiety: endişe, kaygı
  • anxious: endişeli, kaygılı
  • apology: özür
  • apparent: bariz, açık, görünür
  • apparently: görünüşe göre, anlaşılan
  • appeal / to appeal: cazibe, başvuru / cezbetmek, başvurmak
  • applicant: başvuru sahibi, aday
  • approach / to approach: yaklaşım / yaklaşmak
  • appropriate: uygun
  • appropriately: uygun bir şekilde
  • approval: onay
  • to approve: onaylamak, beğenmek
  • to arise: ortaya çıkmak, ayağa kalkmak
  • armed: silahlı
  • arms: silahlar
  • arrow: ok
  • artificial: yapay, suni
  • artistic: sanatsal
  • artwork: sanat eseri
  • ashamed: utanmış
  • aspect: yön, açı, görünüş
  • to assess: değerlendirmek, değer biçmek
  • assessment: değerlendirme
  • asset: varlık, mülk, kazanç
  • to assign: atamak, görevlendirmek
  • assistance: yardım, destek
  • to associate: ilişkilendirmek, birleştirmek
  • associated: ilişkili, bağlantılı
  • association: dernek, ortaklık, ilişki
  • to assume: varsaymak, üstlenmek
  • assumption: varsayım
  • to assure: güvence vermek, ikna etmek
  • astonishing: şaşırtıcı, hayret verici
  • athletic: atletik, sportif
  • attachment: eklenti, bağlılık
  • attempt / to attempt: girişim / girişimde bulunmak, denemek
  • audio: ses, işitsel
  • awareness: farkındalık, bilinç
  • awkward: garip, beceriksiz, rahatsız edici

B

  • bacteria: bakteri
  • badge: rozet, yaka kartı
  • balanced: dengeli
  • ballet: bale
  • balloon: balon
  • barely: zar zor, neredeyse hiç
  • bargain: kelepir, ucuz alışveriş, pazarlık
  • barrier: bariyer, engel
  • based on: -e dayalı, -e dayanarak
  • basement: bodrum kat
  • basically: temelde, esasen
  • basis: temel, esas
  • basket: sepet
  • bat: yarasa / beyzbol sopası
  • to bear: katlanmak, üstlenmek, taşımak
  • to beg: yalvarmak, dilenmek
  • being: varlık, var oluş
  • beneficial: yararlı, faydalı
  • bent: bükülmüş, eğri
  • beside: yanında
  • besides: yanı sıra, ayrıca
  • to bet: bahis oynamak, iddiaya girmek
  • beyond: ötesinde, öte
  • bias: ön yargı, taraflılık
  • to bid: teklif vermek (fiyat)
  • biological: biyolojik
  • bitter: acı, keskin
  • blame / to blame: suçlama / suçlamak
  • blanket: battaniye
  • blind: kör, görme engelli
  • bold: cesur / kalın (yazı)
  • bombing: bombalama
  • bond: bağ, ilişki
  • to boost: artırmak, yükseltmek
  • bound: zorunlu, bağlı, sınırlı
  • breast: göğüs
  • brick: tuğla
  • brief: kısa, öz
  • briefly: kısaca, özetle
  • broad: geniş, yaygın
  • broadcast / to broadcast: yayın / yayınlamak
  • broadcaster: yayıncı (TV/Radyo)
  • broadly: geniş çapta, genel olarak
  • buck: dolar (argo), erkek geyik
  • budget: bütçe
  • bug: böcek / yazılım hatası
  • bullet: kurşun, mermi
  • bunch: demet, deste, salkım
  • bush: çalı
  • but: hariç, dışında (prep olarak kullanıldığında)

C

  • cabin: kabin, kulübe
  • cable: kablo
  • to calculate: hesaplamak
  • canal: kanal (su yolu)
  • to cancel: iptal etmek
  • cancer: kanser
  • candle: mum
  • capable: yetenekli, gücü yeten
  • capacity: kapasite, hacim
  • to capture: yakalamak, ele geçirmek
  • carbon: karbon
  • cast / to cast: oyuncu kadrosu / fırlatmak, rol vermek
  • casual: gündelik, sıradan
  • catastrophe: felaket, yıkım
  • cave: mağara
  • cell: hücre
  • certainty: kesinlik, emin olma
  • certificate: sertifika, belge
  • chairman: başkan
  • challenging: zorlayıcı
  • championship: şampiyonluk
  • characteristic: özellik, nitelik
  • charming: çekici, büyüleyici
  • to chase: kovalamak, peşinden koşmak
  • cheek: yanak
  • to cheer: neşelendirmek, tezahürat yapmak
  • chief: şef, lider / başlıca
  • to chop: doğramak, kesmek
  • circuit: devre, pist
  • circumstance: durum, koşul
  • to cite: alıntı yapmak, bahsetmek
  • citizen: vatandaş
  • civil: sivil, medeni
  • civilization: medeniyet, uygarlık
  • to clarify: açıklığa kavuşturmak
  • classic: klasik
  • to classify: sınıflandırmak
  • clause: madde, fıkra, yan cümle
  • cliff: uçurum, falez
  • clinic: klinik
  • clip: klip, mandal, kırpıntı
  • closely: yakından, dikkatle
  • coincidence: tesadüf
  • to collapse: çökmek, yıkılmak
  • collector: koleksiyoncu
  • colony: koloni, sömürge
  • colourful: renkli
  • combination: kombinasyon, birleşim
  • comfort: konfor, rahatlık
  • comic: komik / çizgi roman
  • command / to command: komut, emir / emretmek
  • commander: komutan
  • commission: komisyon, kurul
  • commitment: bağlılık, taahhüt
  • committee: komite, kurul
  • commonly: yaygın olarak, genellikle
  • comparative: karşılaştırmalı, kıyaslamalı
  • completion: tamamlama, bitirme
  • complicated: karmaşık
  • component: bileşen, parça
  • to compose: oluşturmak, bestelemek
  • composer: besteci
  • compound: bileşik, karışım
  • comprehensive: kapsamlı
  • compulsory: zorunlu
  • concentration: konsantrasyon, yoğunlaşma
  • concept: kavram
  • concern / to concern: endişe / ilgilendirmek, endişelendirmek
  • concerned: endişeli, ilgili
  • conclusion: sonuç, çıkarım
  • concrete: somut / beton
  • to conduct: yürütmek, yönetmek
  • to confess: itiraf etmek
  • confidence: güven, öz güven
  • conflict: çatışma, anlaşmazlık
  • confusing: kafa karıştırıcı
  • confusion: kafa karışıklığı
  • conscious: bilinçli
  • consequence: sonuç, netice
  • consequently: sonuç olarak, bu nedenle
  • conservation: koruma, muhafaza etme
  • conservative: muhafazakar
  • considerable: önemli, kayda değer
  • considerably: epey, oldukça
  • consideration: düşünme, dikkate alma
  • to consist of: -den oluşmak
  • consistent: tutarlı
  • consistently: tutarlı bir şekilde
  • conspiracy: komplo, tuzak
  • constant: sabit, sürekli
  • constantly: sürekli olarak
  • to construct: inşa etmek, kurmak
  • construction: inşaat, yapı
  • to consult: danışmak
  • consultant: danışman
  • consumer: tüketici
  • consumption: tüketim
  • contemporary: çağdaş, modern
  • contest: yarışma
  • context: bağlam
  • contract: sözleşme, kontrat
  • to contribute: katkıda bulunmak
  • contribution: katkı
  • controversial: tartışmalı
  • controversy: tartışma, anlaşmazlık
  • convenience: kolaylık, uygunluk
  • convention: kongre, gelenek, sözleşme
  • conventional: geleneksel
  • to convert: dönüştürmek
  • to convey: iletmek, aktarmak
  • convinced: ikna olmuş, emin
  • convincing: ikna edici
  • to cope: başa çıkmak, üstesinden gelmek
  • core: çekirdek, öz / temel
  • corporate: kurumsal
  • corporation: şirket, kurum
  • corridor: koridor
  • council: konsey, meclis
  • counter: tezgah, sayaç
  • county: ilçe, vilayet
  • courage: cesaret
  • coverage: kapsam, yayın alanı, sigorta teminatı
  • cowboy: kovboy
  • to crack: çatlamak, kırmak
  • crash / to crash: çarpışma, kaza / çarpmak, çökmek
  • creation: yaratılış, eser
  • creativity: yaratıcılık
  • creature: yaratık, canlı
  • crew: mürettebat, ekip
  • crisis: kriz
  • critic: eleştirmen
  • critical: kritik, ciddi, eleştirel
  • critically: ciddi şekilde, eleştirel gözle
  • criticism: eleştiri
  • to criticise: eleştirmek
  • crop: mahsul, ekin
  • crucial: çok önemli, kritik
  • cruise: gemi turu
  • cue: ipucu, işaret
  • cure / to cure: tedavi, ilaç / tedavi etmek
  • curious: meraklı
  • curriculum: müfredat
  • curve / to curve: eğri / eğmek, bükmek
  • curved: kavisli, eğri

D

  • dairy: süt ürünleri / sütle ilgili
  • to dare: cesaret etmek, meydan okumak
  • darkness: karanlık
  • data: veri
  • database: veri tabanı
  • deadline: son teslim tarihi
  • deadly: ölümcül
  • dealer: satıcı, bayi
  • debate / to debate: tartışma / tartışmak
  • debt: borç
  • decent: düzgün, terbiyeli, doğru dürüst
  • deck: güverte
  • to declare: ilan etmek, beyan etmek
  • decline / to decline: düşüş / azalmak, reddetmek
  • decoration: dekorasyon, süsleme
  • to decrease / decrease: azalmak / azalış, düşüş
  • deeply: derinden, son derece
  • defeat / to defeat: yenilgi / yenmek, mağlup etmek
  • defence: savunma
  • to defend: savunmak
  • defender: savunmacı, defans oyuncusu
  • to define: tanımlamak
  • definition: tanım
  • delay / to delay: gecikme / geciktirmek, ertelemek
  • to delete: silmek
  • deliberate: kasti, bilerek yapılan
  • deliberately: kasten, bilerek
  • delight: sevinç, büyük keyif
  • delighted: çok memnun, hoşnut
  • delivery: teslimat
  • demand / to demand: talep / talep etmek
  • democracy: demokrasi
  • democratic: demokratik
  • to demonstrate: göstererek kanıtlamak, gösteri yapmak
  • demonstration: gösteri, kanıtlama
  • to deny: reddetmek, inkar etmek
  • to depart: ayrılmak, kalkmak (hareket etmek)
  • dependent: bağımlı
  • deposit / to deposit: depozito, emanet / yatırmak (para)
  • depressed: bunalımlı, depresif
  • depressing: kasvetli, iç karartıcı
  • depression: depresyon, çöküntü
  • depth: derinlik
  • to derive: -den türetmek, elde etmek
  • to deserve: hak etmek
  • desire / to desire: arzu, istek / arzu etmek
  • desperate: çaresiz, umutsuz
  • desperately: çaresizce, aşırı derecede
  • destruction: yıkım, tahribat
  • detailed: detaylı, ayrıntılı
  • to detect: tespit etmek, algılamak
  • to determine: belirlemek, kararlaştırmak
  • determination: azim, kararlılık
  • devil: şeytan
  • to devote: adamak, tahsis etmek
  • to differ: farklılık göstermek
  • to dig: kazmak
  • dime: on sentlik bozuk para
  • disability: engellilik, sakatlık
  • disabled: engelli, sakat
  • disagreement: anlaşmazlık
  • to disappoint: hayal kırıklığına uğratmak
  • disappointment: hayal kırıklığı
  • disc: disk, plak
  • discipline: disiplin
  • to discourage: cesaretini kırmak, vazgeçirmek
  • dishonest: sahtekar, dürüst olmayan
  • to dismiss: reddetmek, işten kovmak, uğurlamak
  • disorder: bozukluk, düzensizlik, kargaşa
  • display / to display: sergi, ekran / sergilemek, göstermek
  • distant: uzak, mesafeli
  • distinct: belirgin, farklı
  • to distinguish: ayırt etmek
  • to distract: dikkatini dağıtmak
  • to distribute: dağıtmak
  • distribution: dağıtım
  • district: bölge, semt, ilçe
  • to disturb: rahatsız etmek
  • to dive: dalış yapmak, dalmak
  • diverse: çeşitli, farklı
  • diversity: çeşitlilik
  • division: bölme, bölünme, tümen
  • divorce / to divorce: boşanma / boşanmak
  • document / to document: belge / belgelemek
  • domestic: evcil, yerli, iç (ülke içi)
  • dominant: baskın, egemen
  • to dominate: hükmetmek, baskın olmak
  • donation: bağış
  • dot: nokta
  • downwards: aşağıya doğru
  • dozen: düzine
  • draft / to draft: taslak / taslağını hazırlamak
  • to drag: sürüklemek
  • dramatic: dramatik, çarpıcı
  • dramatically: büyük ölçüde, çarpıcı bir biçimde
  • drought: kuraklık
  • dull: sıkıcı, mat, sönük
  • to dump: dökmek, boşaltmak, çöpe atmak
  • duration: süre, müddet
  • dynamic: dinamik, hareketli

E

  • eager: istekli, hevesli
  • economics: ekonomi (bilim dalı)
  • economist: ekonomist
  • to edit: düzenlemek, editörlük yapmak
  • edition: baskı, edisyon
  • editorial: başyazı / yazı işleriyle ilgili
  • efficient: verimli, etkili
  • efficiently: verimli bir şekilde
  • elbow: dirsek
  • elderly: yaşlı, yaşlılar
  • to elect: seçmek (oy vererek)
  • element: element, unsur, bileşen
  • electronics: elektronik
  • elegant: şık, zarif
  • elementary: temel, başlangıç düzeyinde
  • to eliminate: elemek, ortadan kaldırmak
  • elsewhere: başka yerde, başka bir yere
  • to embrace: kucaklamak, benimsemek
  • to emerge: ortaya çıkmak, belirmek
  • emission: salınım, yayılma
  • emotional: duygusal
  • emotionally: duygusal olarak
  • emphasis: vurgu, önem
  • to emphasise: vurgulamak
  • empire: imparatorluk
  • to enable: olanak tanımak, imkan vermek
  • to encounter: karşılaşmak, rastlamak
  • to engage: ilgilenmek, nişanlanmak, çatışmaya girmek
  • to enhance: geliştirmek, artırmak
  • enjoyable: zevkli, eğlenceli
  • enquiry: soruşturma, danışma, sorgu
  • to ensure: garantiye almak, sağlamak
  • entertaining: eğlenceli
  • enthusiasm: coşku, heves
  • enthusiastic: coşkulu, meraklı
  • entire: tüm, bütün
  • entirely: tamamen
  • entrepreneur: girişimci
  • envelope: zarf
  • to equip: donatmak
  • equivalent: eş değer, denk
  • era: çağ, dönem
  • to erupt: patlamak (yanardağ vb.)
  • essentially: aslında, esasen
  • to establish: kurmak, belirlemek
  • estate: mülk, arazi, mal varlığı
  • estimate / to estimate: tahmin / tahmin etmek
  • ethic: etik, ahlak kuralı
  • ethical: etik, ahlaki
  • ethnic: etnik
  • to evaluate: değerlendirmek
  • evaluation: değerlendirme
  • even: bile, hatta / çift (sayı) / eşit
  • evidence: kanıt, delil
  • evident: bariz, açık, belli
  • evil: kötülük / kötü
  • evolution: evrim, gelişim
  • to evolve: evrilmek, gelişmek
  • examination: sınav, inceleme, muayene
  • to exceed: aşmak, sınırı geçmek
  • exception: istisna
  • excessive: aşırı, fazla
  • to exclude: dışlamak, hariç tutmak
  • excuse / to excuse: bahane, mazeret / affetmek, bağışlamak
  • executive: yönetici / yürütmeyle ilgili
  • existence: varoluş, mevcudiyet
  • exotic: egzotik, yabancı
  • expansion: genişleme, büyüme
  • expectation: beklenti
  • expense: masraf, gider
  • expertise: uzmanlık
  • to exploit: sömürmek, faydalanmak
  • exploration: keşif, araştırma
  • to expose: maruz bırakmak, açığa çıkarmak
  • exposure: maruz kalma, ifşa
  • to extend: uzatmak, genişletmek
  • extension: uzatma, ek, dahili hat
  • extensive: kapsamlı, geniş
  • extensively: yaygın olarak, kapsamlıca
  • extent: derece, boyut, kapsam
  • external: dış, harici
  • extract / to extract: alıntı, öz / çekip çıkarmak, elde etmek
  • extraordinary: sıra dışı, olağanüstü

F

  • fabric: kumaş, yapı
  • fabulous: harika, muhteşem
  • facility: tesis, imkan
  • factor: faktör, etken
  • faculty: fakülte, yetenek
  • failed: başarısız, batmış
  • failure: başarısızlık, arıza
  • faith: inanç, güven
  • fake: sahte, yapay
  • fame: ün, şöhret
  • fantasy: fantezi, hayal ürünü
  • fare: yol parası, bilet ücreti
  • fault: hata, kusur, fay hattı
  • favour / to favour: iyilik, lütuf / kayırmak, desteklemek
  • feather: tüy
  • fee: ücret, harç
  • feedback: geri bildirim
  • fellow: dost, arkadaş, meslektaş
  • finance / to finance: finans / finanse etmek, fonlamak
  • finding: bulgu, keşif
  • firefighter: itfaiyeci
  • firework: havai fişek
  • firm: firma, şirket / sert, sıkı
  • firmly: sıkıca, kararlı bir şekilde
  • flame: alev
  • to flash: parıldamak, şimşek çakmak
  • flavour: lezzet, tat
  • flexible: esnek
  • to float: su yüzeyinde yüzmek/batmamak
  • folding: katlanabilir
  • fond: düşkün, seven
  • fool / to fool: aptal / kandırmak
  • forbid: yasaklamak
  • forecast / to forecast: tahmin / tahmin etmek (hava vb.)
  • to forgive: affetmek
  • format: format, biçim
  • formation: oluşum, biçimlenme
  • former: önceki, eski
  • formerly: önceden, eskiden
  • fortunate: şanslı, talihli
  • fortune: servet, şans, talih
  • forum: forum, tartışma alanı
  • to found: kurmak, temelini atmak
  • foundation: vakıf, temel, kuruluş
  • founder: kurucu
  • fraction: kesir, küçük parça
  • fragment: parça, kırıntı
  • framework: çerçeve, yapı, sistem
  • fraud: dolandırıcılık, sahtekarlık
  • freedom: özgürlük
  • freely: özgürce, rahatça
  • frequency: frekans, sıklık
  • frequent: sık, sıkça görülen
  • frustrated: hüsrana uğramış, bıkmış
  • to fulfil: yerine getirmek, gerçekleştirmek
  • full-time: tam zamanlı
  • fully: tamamen, tam anlamıyla
  • fund / to fund: fon / fon sağlamak
  • fundamental: temel, esas
  • fundamentally: esasen, kökten
  • funding: finansman, fon sağlama
  • funeral: cenaze töreni
  • furious: çok öfkeli, kudurmuş
  • furthermore: dahası, ayrıca

G

  • to gain: kazanmak, elde etmek
  • gallon: galon (sıvı ölçü birimi)
  • gaming: oyun oynama, kumar
  • gang: çete
  • gay: eşcinsel / neşeli
  • gender: cinsiyet
  • gene: gen
  • to generate: üretmek, oluşturmak
  • genetic: genetik
  • genius: dahi
  • genre: tür, tarz (müzik/film)
  • genuine: gerçek, hakiki, samimi
  • genuinely: gerçekten, samimiyetle
  • gesture: jest, hareket
  • globalization: küreselleşme
  • globe: küre, dünya
  • golden: altın gibi, parlak
  • goodness: iyilik, erdem
  • gorgeous: muhteşem, harika
  • to govern: yönetmek, hükmetmek
  • to grab: yakalamak, kapmak
  • gradually: kademeli olarak, yavaş yavaş
  • grand: görkemli, büyük
  • grant / to grant: hibe, burs / bahşetmek, onaylamak
  • graphic: grafiksel, canlı tasvir edilmiş
  • graphics: grafik, çizimler
  • grave: mezar / ciddi, ağır
  • greatly: büyük ölçüde, çokça
  • greenhouse: sera
  • to guarantee: garanti etmek
  • guideline: kılavuz, yönerge

H

  • habitat: yaşam alanı, habitat
  • to handle: ele almak, üstesinden gelmek, taşımak
  • harbour: liman
  • harm / to harm: zarar / zarar vermek
  • harmful: zararlı
  • headquarters: genel merkez, karargah
  • to heal: iyileşmek, iyileştirmek
  • healthcare: sağlık hizmeti
  • hearing: işitme, duruşma
  • heaven: cennet
  • heel: topuk
  • hell: cehennem
  • helmet: kask, miğfer
  • herb: ot, şifalı bitki
  • to hesitate: tereddüt etmek
  • hidden: gizli, saklı
  • hilarious: çok komik, eğlenceli
  • hip: kalça
  • historian: tarihçi
  • hollow: boş, oyuk
  • holy: kutsal
  • homeless: evsiz
  • honesty: dürüstlük
  • honour: onur, şeref
  • hook: çengel, kanca
  • hopefully: inşallah, umutla
  • household: ev halkı / eve ait
  • housing: konut, barınma
  • humorous: esprili, güldürücü
  • humour: mizah, espri
  • hunger: açlık
  • hunting: avcılık, avlanma

I

  • icon: ikon, simge
  • ID: kimlik
  • ideal: ideal, kusursuz
  • identical: tek yumurta ikizi, tamamen aynı
  • identity: kimlik, kişilik
  • illusion: illüzyon, yanılsama
  • to illustrate: resimlemek, örneklemek
  • illustration: illüstrasyon, örnekleme, resim
  • imagination: hayal gücü
  • immigration: göç, göçmenlik
  • immune: bağışık, korunaklı
  • impatient: sabırsız
  • to implement: uygulamaya koymak, yürütmek
  • implication: çıkarım, olası sonuç, ima
  • to imply: ima etmek, anlamına gelmek
  • to impose: zorla kabul ettirmek, uygulamak (vergi/ceza)
  • to impress: etkilemek
  • impressed: etkilenmiş
  • incentive: teşvik, prim
  • inch: inç (2.54 cm ölçü birimi)
  • incident: olay, hadise
  • income: gelir, kazanç
  • to incorporate: dahil etmek, bünyesine katmak
  • incorrect: yanlış, hatalı
  • increasingly: gittikçe artan bir şekilde
  • independence: bağımsızlık
  • index: endeks, dizin
  • indication: belirti, gösterge
  • industrial: endüstriyel, sanayi ile ilgili
  • inevitable: kaçınılmaz
  • inevitably: kaçınılmaz olarak
  • infection: enfeksiyon
  • to infer: anlam çıkarmak, sonuç çıkarmak
  • inflation: enflasyon
  • info: bilgi
  • to inform: bilgilendirmek, haber vermek
  • inhabitant: sakin, bir yerde yaşayan sakin
  • to inherit: miras almak, kalıtımla geçmek
  • initial: ilk, baştaki
  • initially: başlangıçta, ilk olarak
  • initiative: girişim, inisiyatif
  • ink: mürekkep
  • inner: iç, dahili
  • innovation: yenilik, inovasyon
  • innovative: yenilikçi
  • input: girdi, katkı
  • to insert: yerleştirmek, sokmak
  • insight: içgörü, kavrayış
  • to insist: ısrar etmek
  • inspector: müfettiş
  • to inspire: ilham vermek
  • to install: kurmak (yazılım/cihaz)
  • installation: kurulum, tesisat
  • instance: örnek, durum
  • instant: anlık, hemen olan
  • instantly: anında, hemen
  • institute: enstitü
  • institution: kurum, kuruluş
  • insurance: sigorta
  • to integrate: entegre etmek, bütünleştirmek
  • intellectual: entelektüel, aydın
  • intended: planlanan, hedeflenen
  • intense: yoğun, şiddetli
  • to interact: etkileşime girmek
  • interaction: etkileşim
  • internal: iç, dahili
  • to interpret: yorumlamak, çevirmenlik yapmak
  • interpretation: yorum, analiz
  • to interrupt: sözünü kesmek, araya girmek
  • interval: aralık, mola
  • to invade: istila etmek
  • invasion: istila
  • investigation: soruşturma, araştırma
  • investment: yatırım
  • investor: yatırımcı
  • to isolate: izole etmek, ayırmak
  • isolated: izole edilmiş, soyutlanmış
  • to issue: yayınlamak, (sorun) çıkarmak

J

  • jail: hapishane
  • jet: jet uçağı, fışkırma
  • joint: ortak / eklem
  • journalism: gazetecilik
  • joy: neşe, sevinç
  • judgement: yargı, karar
  • junior: kıdemsiz, küçük, alt
  • jury: jüri
  • justice: adalet
  • to justify: haklı çıkarmak, gerekçelendirmek

K

  • to kidnap: kaçırmak (insan)
  • kidney: böbrek
  • kindergarten: anaokulu
  • kit: kit, malzeme seti

L

  • labour: emek, iş gücü
  • ladder: merdiven (taşınabilir)
  • landing: iniş (uçak vb.)
  • landscape: manzara, peyzaj
  • lane: şerit, yol, kulvar
  • largely: büyük ölçüde, çoğunlukla
  • laser: lazer
  • lately: son zamanlarda
  • to launch: başlatmak, piyasaya sürmek, fırlatmak
  • leadership: liderlik
  • league: lig
  • to lean: yaslanmak, eğilmek
  • legend: efsane
  • lens: lens, mercek
  • licence: lisans, ruhsat, ehliyet
  • lifetime: ömür boyu, yaşam süresi
  • lighting: aydınlatma
  • likewise: aynı şekilde, keza
  • limitation: sınırlama, kısıtlama
  • limited: sınırlı, kısıtlı
  • literally: kelimenin tam anlamıyla
  • literary: edebi
  • litter: çöp (yere atılan)
  • lively: canlı, hareketli
  • liver: karaciğer
  • load / to load: yük / yüklemek
  • loan: kredi, ödünç para
  • logical: mantıklı
  • logo: logo, amblem
  • long-term: uzun vadeli
  • loose: gevşek, bol
  • lord: efendi, bey
  • lottery: piyango
  • to lower: indirmek, düşürmek
  • loyal: sadık
  • lung: akciğer
  • lyric: şarkı sözü

M

  • magnificent: muhteşem
  • to maintain: sürdürmek, bakımını yapmak
  • majority: çoğunluk
  • makeup: makyaj, yapı
  • making: yapım, yapılış
  • to manufacture: üretmek, imal etmek
  • manufacturing: imalat, üretim
  • marathon: maraton
  • margin: kenar boşluğu, pay
  • marker: işaretleyici, keçeli kalem
  • martial: askeri, savaşla ilgili
  • mass: kitle, kütle / kitlesel
  • massive: devasa, çok büyük
  • master / to master: usta, uzman / uzmanlaşmak
  • matching: eşleşen, uyumlu
  • mate / to mate: arkadaş, eş / çiftleşmek
  • maximum: maksimum, en fazla
  • means: araç, yöntem, imkan
  • measurement: ölçüm, ölçü
  • mechanic: tamirci, makinist
  • mechanical: mekanik
  • mechanism: mekanizma
  • medal: madalya
  • medication: ilaç, tıbbi tedavi
  • medium: ortam, araç / orta
  • to melt: eritmek, erimek
  • membership: üyelik
  • memorable: unutulmaz, akılda kalıcı
  • metaphor: mecaz, metafor
  • method: yöntem, metot
  • military: askeri / ordu
  • miner: madenci
  • mineral: mineral
  • minimum: minimum, en az
  • minister: bakan
  • minor: küçük, önemsiz, reşit olmayan
  • minority: azınlık
  • miserable: perişan, zavallı
  • mission: misyon, görev
  • mistaken: hatalı, yanlış anlamış
  • mixed: karışık
  • mode: mod, yöntem, biçim
  • modest: mütevazı
  • to modify: değiştirmek, modifiye etmek
  • monitor / to monitor: monitör, ekran / izlemek, gözlemlemek
  • monster: canavar
  • monthly: aylık
  • monument: anıt, abide
  • moral: ahlaki / ahlak
  • moreover: dahası, üstelik
  • mortgage: ipotek, konut kredisi
  • mosque: cami
  • mosquito: sivrisinek
  • motion: hareket, önerge
  • to motivate: motive etmek, isteklendirmek
  • motivation: motivasyon
  • motor: motor
  • to mount: monte etmek, tırmanmak, artmak
  • moving: hareketli, duygulandırıcı
  • multiple: çoklu, birden fazla
  • to multiply: çarpmak, çoğaltmak
  • mysterious: gizemli
  • myth: efsane, mit

N

  • naked: çıplak
  • nasty: çirkin, iğrenç, kötü
  • navigation: navigasyon, seyrüsefer
  • nearby: yakındaki / yakında
  • neat: düzenli, temiz, titiz
  • necessity: gereklilik, ihtiyaç
  • negative: olumsuz, negatif
  • to negotiate: müzakere etmek, görüşmek
  • negotiation: müzakere, görüşme
  • nerve: sinir, cesaret
  • neutral: tarafsız, nötr
  • nevertheless: yine de, buna rağmen
  • newly: yeni, yakın zamanda
  • nickel: nikel / beş sentlik bozuk para
  • nightmare: kabus
  • nostalgia: nostalji, sıla hasreti
  • notebook: defter, not defteri
  • notion: kavram, fikir, görüş
  • novelist: romancı
  • nowadays: bugünlerde
  • numerous: çok sayıda, pek çok
  • nursing: hemşirelik, hasta bakımı
  • nutrition: beslenme

O

  • obesity: obezite
  • to obey: itaat etmek, uymak
  • object / to object: nesne / itiraz etmek
  • objective: amaç, hedef / nesnel, objektif
  • obligatory: zorunlu
  • obligation: yükümlülük, zorunluluk
  • observation: gözlem
  • to observe: gözlemlemek
  • observer: gözlemci
  • obstacle: engel
  • to obtain: elde etmek, edinmek
  • occasionally: ara sıra, bazen
  • occupation: meslek, işgal
  • to occupy: işgal etmek, yer kaplamak
  • offence: suç, gücendirme
  • to offend: gücendirmek, suç işlemek
  • offender: suçlu, kusurlu kimse
  • offensive: saldırgan, kırıcı, ofansif
  • ongoing: devam eden, süregelen
  • onwards: ileriye doğru, -den itibaren
  • opening: açılış, boşluk
  • openly: açıkça
  • opera: opera
  • to operate: ameliyat etmek, çalıştırmak, işletmek
  • operator: operatör
  • opponent: rakip
  • to oppose: karşı çıkmak
  • opposed: karşı, zıt
  • opposition: muhalefet, karşı koyma
  • optical: optik, görsel
  • optimistic: iyimser, iyimser bakış açılı
  • orchestra: orkestra
  • organ: organ
  • organic: organik
  • origin: köken, orijin
  • otherwise: aksi takdirde
  • outcome: sonuç, netice
  • outer: dış, harici
  • outfit: kıyafet, giysi
  • outline / to outline: taslak, ana hat / özetlemek, ana hatlarını çizmek
  • output: çıktı, üretim
  • outstanding: seçkin, olağanüstü / vadesi geçmiş ödenmemiş
  • overall: genel, toplamda
  • to overcome: üstesinden gelmek
  • overnight: bir gecede, geceleyin
  • overseas: denizaşırı, yurt dışı
  • to owe: borçlu olmak
  • ownership: mülkiyet, sahiplik
  • oxygen: oksijen
Back to top button
MAFY
MAFY MAFY – English Buddy